Film listenizi oluşturun ve kolayca paylaşın
interakt!f'e giriş
Yüksel Yavuz
Almanya
2007
Amaç, bir Kürt’ün Türk’ün hissettiği acıya, bir Türk’ün de Kürt’ün hissettiği acıya ortak olabilmesidir.

104, HD CAM, Renkli, Kürtçe, Türkçe, Almanca; İngilizce altyazılı, elektronik Türkçe altyazılı
Küçük Özgürlük ve Nisan Çocukları filmleriyle yakından tanıdığımız Yüksel Yavuz, belgeselinde kendi Almanya’ya göç hikâyesiyle Türkiye’deki güncel Kürt sorunu arasında bağlantı kuruyor. Hamburg’dan Stockholm’e, oradan da Türkiye’ye geçiyor ve yolculuğu Irak’ın kuzeyindeki Mahmur kampında sona eriyor. Yolculuğu boyunca farklı taraflarda yer alan insanlarla karşılaşıp diyalog kuruyor. Filminde siyasi gerçeklerle kişisel hayat öyküleri arasındaki ince çizgide yürüyüp birçok kritik soru ortaya atan yönetmenin ifadesiyle bu belgesel, Kürt ve Türk nüfusunu kucaklaştırma girişimidir.
Yüksel Yavuz 1964’de Karakoçan’da doğdu. Hamburg Ekonomi ve Siyaset Üniversitesi’nde ulusal ekonomi ve sosyoloji öğrenimi gördükten sonra, 1992’de Hamburg Plastik Sanatlar Üniversitesi’nde görsel iletişim okumaya başladı. Yönettiği filmler arasında, 100 and one Mark (1994) ve My Father Was a Guestworker adlı belgeseller (1995), ilk uzun metraj kurmaca filmi Nisan Çocukları (1998), kısa filmi The Man With the White Coat (2000) ve Küçük Özgürlük (2003) yer alıyor.
Semra Yücedağ'ın düşüncelerine katılıyorum. Ayrıca şehit aileleriyle röportaj yapılmaması filmin tarafsız olmadığını, belgesel niteliklerini taşımadığını gösteriyor. Bir de filmde Kürtçenin yasaklandığıyla ilgili bir iddaa var. Halbuki Türkiye'de hiçbir dil yasaklanmadı. Arnavutça, Çerkesçe, Pomakça, Lazca vb. diller özgürce konuşuldu. Yıllarca Türk, Arnavut, Çerkes, Laz vb. asıllı kardeşlerimiz özgürce yaşadılar ve hala yaşıyorlar. Düğün-dernek gibi kültürel faaliyetlerini hiçbir kısıtlamaya maruz kalmaksızın gerçekleştirdiler. Saygılarımla...
Kökleri tarihe dayanan ve uluslararası ilişkilerin yönlendirdiği bu önemli konuya çok yüzeysel yaklaşılmış.Ayrıca Atatürk'e bağlılığımız 10 Kasım saygı duruşumuza bağnazca katı anlamlar yüklenmiş.Oysa bunlar bir ulusun ulu önderine sevgi ve saygı gösterme biçimidir olumsuzluk içermez.Gösteri sonrası tanıştığımız Yüksel Yavuz'un iyi niyetlerle bu filmi yaptığına inanmak istiyorum.Bende farklı kökenlerden gelen bir aileye mensubum ama kendimi hep Türk hissettim bundan hiç rahatsızlık duymadım.Tarihe baktığınız da bizi suçlayan ülkelerin elleri kan içinde.
Bana göre bir belgesel zaman, mekanlar,söyleşi yapılan kişilerin seçimi,müzik ve bunların filmin içerisindeki yerli yerinde yansımaları çok iyiydi. O.Miroğlu ile çok gürültü bir yerde söyleşi yapılması yanlıştı. Zira bazı sözcükler tabak çanak sesleri arasında anlaşılmaz oluyordu. Yüksel Yavuz'u yürekten kutluyorum. Başarılar
Teşekkürler. Yorumunuz moderatör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Tahminimce Orhan Miroglu ozellikle kalabalik bir yerde bulusmayi tercih etmis; bu biraz da savunma refleksi. Tenha bir yerde vuruldugu icin kalabalikta guvende hissediyor. Yasadigi travmanin da bir parcasi olduğunu düşünüyorum. Filmde emeği geçen herkesin eline sağlık.
basak demir, 24 Şubat 2009 Salı 10:30